Tarih

Yarımada’nın En Kanlı Ayaklanması: Nika İsyanı

Bugün Sultanahmet Meydanı dediğimiz bölge geçmişte At Meydanı olarak anılıyordu. Bunun nedeni ise vakti zamanında burada bulunan bir yarış hipodromudur. 2. yüzyılın sonu veya 3. yüzyılın başlarında tamamlanan bu hipodromda at yarışları başta olmak üzere çeşitli yarışmalar düzenleniyordu.

Bu yarışmaları izleyen halk zamanla kendi aralarında takımlara ayrılmıştı. Kendilerini Maviler, Yeşiller, Beyazlar ve Kırmızılar olarak isimlendiren taraftarlar kendi takımlarına ait renkli kıyafetler giyerek takımlarını destekliyordu. Ayrıca yarışmaları izlemeye gelen halk burada yönetime olan taleplerini özgürce dile getirebiliyor hatta bazen yönetim üzerinde etkili olabiliyordu.

Tahta yeni geçen I. Justinianus ise merkezi otoriteye zarar veren bu taraftar gruplarının etkisini kırmak istiyordu. Bu doğrultuda yaptığı düzenlemeler halkın tepkisini çekmişti. İmparatorun, şehirdeki nüfusları had safhaya ulaşan Maviler ve Yeşiller ile uğraşması ciddi huzursuzluklara sebebiyet vermişti.

13 Ocak 532’de düzenlenen bir yarışma sırasında taraftarların coşkusu İmparator I. Justinianus’un locasındaki yerini almasından sonra öfkeye dönüştü. Bu dakikadan sonra yarışmayı izlemeyi bırakıp imparatoru protesto eden halk nika diye bağırarak imparatorun locasına saldırıyordu. İmparator ise her ne kadar ilk başta soğukkanlılığını korusa da bir süre sonra çareyi sarayına kaçmakta bulmuştu.

Nika, Türkçede zafer anlamına gelmektedir.

İsyancılar ise hipodromdan dışarı çıkmış, şehri yağmalamaya başlamıştı. Ayasofya, Aya İrini ve hatta imparatorluk sarayının dış kısımları bu yağmadan nasibini almıştı. Bu aşamadan sonra isyan çığ gibi büyüyordu. İsyanın başladığı 13 Ocak’tan 5 gün sonra imparator tekrar hipodroma gelerek isyancıları yatıştırmaya çalışmış, isyana son veren isyancıların kesinlikle cezalandırılmayacağının sözünü vermesine rağmen isyancıları ikna edememişti.

Bunun nedeni ise halk kendi dümen suyunda gidecek birini imparatorluğun başında görmek istiyordu. Bu doğrultuda eski imparatorlardan I. Anastasius‘un soyundan gelen Hipatius‘u hipodroma getirip bir imparatormuş gibi biat ettiler.

Bunun üzerine I. Justinianus şehirden kaçmaya karar verdi. Kendisi için bir gemi hazırlattı. Fakat imparatorun eşi Teodora’nın beklenmeyen çıkışından sonra kaçmaktan vazgeçti. Son ana kadar sakinliğini bozmayan Teodora, kaçmaya karar veren eşine şu nasihati verdi:

Belki kadınların erkekler önünde konuşması ve korkaklara cesaret vermesi doğru değildir. Ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır. Yıllarca başında imparatorluk tacını taşıyan biri, o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir. Nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. Ey imparator! Kaçarak kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur, hazinen var, gemilerin seni bekliyor, ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın. Ben her zaman Tanrı’ya dua etmişimdir. Üzerimdeki erguvan renkli imparatorluk pelerinini aldığında canımı da alsın. Merak etme! Senin de giydiğin şu erguvan rengi pelerin gerektiğinde muhteşem bir kefen olur. Şimdi gidebilirsin ama yanında ben olmayacağım.

Eşinin bu etkili konuşmasından sonra kaçma fikrinden vazgeçen imparator, isyanı kanla bastırmaya karar verdi. Kendine sadık olan birlikler ile isyancıların üzerine yürüdü. Bu mücadele sonunda birlikler, isyancıları isyanın başladığı yere yani hipodroma sürmeye başardı.

Bu aşamadan sonra hipodromun tüm çıkışları kapatıldı. Hipodromun üst kısımlarında mevzilenen okçular isyancılara ok yağdırırken kapıları tutan mızraklı askerler de isyancıların dışarı çıkmasına mani oluyordu. Günün erken saatlerinde başlayan bu kıyım akşam saatlerine kadar sürdü. Günün sonunda ise bugün Sultanahmet Meydanı dediğimiz yerde o zamanlardaki şehrin nüfusunun onda biri kadar insan ceseti yatıyordu ki bu sayı 30-35 bin kişiye tekabül eder.

Etiketler

Ferhat K.

Fatih'te doğmuş ve Fatih'e gönül vermiş sıradan bir vatandaş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı