Tarihi Anıtlar

Dikilitaş

Theodosius Dikilitaşı veya bilinen ismi ile Dikilitaş, Sultanahmet Meydanı’nında bulunan bir Antik Mısır anıtıdır. Milattan sonra 390 yılında dönemin Roma İmparatoru I. Theodosius’un emri ile Mısır’daki tapınağından sökülerek şimdiki yerine getirtilmiştir.

Yaklaşık 3500 yaşında olan bu anıt eser Mısır firavunu III. Tutmosis emri ile milattan önce 15. yüzyılda yaptırılmış ve Mısır’da bulunan Karnak tapınağına dikilmiştir.

Milattan sonra 357 yılında ise Roma İmparatoru II. Constantinus imparatorluğunun 20. yılı şerefine bu anıtı yerinden söktürüp İskenderiye şehrine getirtti. 390 yılına gelindiğindeyse I. Theodosius dikilitaşın İstanbul’a getirtilmesini emrederek bugünkü yerine dikilmesini sağladı.

Asvan granitinden yapılan dikilitaşın gerçek yüksekliği 30 metre olmasına rağmen günümüze ancak 18,45 metre olarak ulaşabilmiştir. İstanbul’a getirilirken ya da yerine dikildiği sırada tahrip olduğu sanılmaktadır. Yaklaşık 200 tonluk bir ağırlığa sahiptir. Mermer bir kaidenin üzerine dört adet tunç ayak ile oturtulmuştur.

Dikilitaş’ın gövdesi aşağıdan yukarıya doğru daralan bir kare prizma şeklindedir. Tepesi dört kenarı bulunan küçük bir piramit şeklinde sivriltilmiştir. İlk zamanlarda bu piramitin tepesinde dünyayı temsil eden, tunçtan yapılmış bir küre bulunmaktaydı. 865 yılında yaşanan bir depremden sonra yerinden düştü. Günümüzde ise bu kürenin akıbeti bilinmemektedir. Gövdenin dört cephesinde çeşitli hiyeroglif yazılar bulunmaktadır. Bu yazılar ancak 1832 yılında okunabilmiştir. Bu hiyeroglifler şu şekildedir:

18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti. Kuzeybatı cephesindeki hiyeroglifler

Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti. Kuzey cephesindeki hiyeroglifler

Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı. Güneydoğu cephesindeki hiyeroglifler

Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı. Güney cephesindeki hiyeroglifler

Hiyeroglif, antik döneme ait bir yazı sistemidir.
Dikilitaş'ın mermer kaidesinden bir kesit
Dikilitaş’ın mermer kaidesinden bir kesit

Anıtın mermer kaidesi I. Theodosius tarafından hazırlatılmıştır. Kaidenin alt bloğunun üzerinde latince ve grekçe olmak üzere iki kitabe vardır. Sultanahmet Camii tarafındaki latince kitabe adeta dikilitaş konuşuyormuş gibi yazılmış olup şu ifadeleri içermektedir: “Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.” Grekçe olan kitabede ise şunlar yazılıdır: “Devamlı bir surette yerde duran bu taşı dikme cesaretini İm­parator Theodosius gösterdi ve yardımına da Proclus çağırıldı ve bu şekilde 32 günde yerine dikildi.” Alt kaidenin kalan kısımlarında ise hipordomda gerçekleştirilen bir at yarışı ve taşın yerine dikilişini tasvir eden kabartmalar bulunmaktadır. Kaidenin üst bloğunun cephelerinde ise İmparator Theodosius’a ait çeşitli kabartmalar bulunmaktadır.

Osmanlı dönemine gelindiğinde Sultanahmet Camii inşaatından çıkan enkazlardan ötürü kaide kısmı toprak altında kalmıştır. 1856 yılında yabancı arkeologlar tarafından anıtın çevresi kazılmış ve kaide ortaya çıkarılmıştır. Sonrasında ise anıtın etrafı çevrilmiş ve bugünkü halini almıştır.

Etiketler

Ferhat K.

Fatih'te doğmuş ve Fatih'e gönül vermiş sıradan bir vatandaş.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı